Filipinler İspanya ve Amerika'nın sömürgesi olarak uzun yıllar yaşamış ve bağımsızlığını İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra elde etmiş bir takım adalar devleti. Nüfusu 90 milyonu bulan Filipinler'in nüfusunun yüzde 90'ı Malay kökenli, yüzde 5'i ise yine de koloni dönemi ve coğrafi yakınlık nedeniyle ataları İspanyol, Çin ve Amerikalı kökenlilerden oluşuyor. Afetler ülkesi olarak bilinen Filipinler'in siyasi tarihi sıkı yönetim ve çalkantılarla geçti. Filipinler siyasi tarihinin en önemli isimlerinden biri Ferdinand Marcos 1965 yılında seçimle işbaşına geldi. Ancak, toplumsal muhalefeti bastıran, Soğuk Savaş yıllarında anti-komünizm retoriği ile batı ülkelerini arkasına alan kendine büyük bir rant alanı elde eden Marcos'un sıkı yönetim rejimi 1986 yılına kadar sürdü. Marcos'un iktidarı döneminde Filipinler Komünist Partisi mensupları ve çok sayıda muhalif gazeteci infaz edildi, binlerce insan cezaevine girdi. 1986 yılında muhalif liderlerden birini öldürten Marcos batı desteğini kaybedince, neredeyse hanedanlığa eşdeğer serveti ile ülkeden kaçtı. Yerine öldürülen muhalif lider Benigno Aquino'nun eşi Corazon Aquino kadın devlet başkanı seçildi.
Diktatör devrildi, baskı rejimi değişmedi
Liberal politikalarla çalkantıdan bir türlü kurtulamayan Filipinlerde düşünce ve örgütlenme özgürlüğü ise baskı dönemini aratmayan uygulamalar hız kesmeden sürdü. Corazon Aquino'nun yaşamını yitirmesinden sonra ise 2010'da yapılan seçimlerde oğlu Liberal Parti Başkanı Benigno Noynoy Aquino devlet başkanı seçildi. Maoist komünist hareketlerin oldukça güçlü olduğu ülkede 1969 yılından bu yana komünist örgütlenmeler ön planda. 1972'de sıkıyönetimin ilanı ile kitle örgütlerinin yasaklanması sonucunda Filipinler Komünist Partisi-Yeni Halk Ordusu önderliğinde kurulan ve Marcos diktatörlüğüne karşı direnişi örgütlemeye başlayan Ulusal Demokratik Cephe'nin de (NDFP) gerilla savaşı başlattı. 40 yıldır süren çatışmalarda 40 bin kişinin öldüğü tahmin edilen savaşta yaklaşık 20 yıldır hükümetle dolaylı temaslar sürüyor. Hükümetle gerillalar arasında dönem dönem yapılan görüşmeler 2004 yılından bu yana kesintiye uğramış durumda.
Dünyaya en çok göçmen kadın işçi veren ülke
Politik olarak güçlü muhalif örgütlenmelerin olduğu Filipinlerde, hükümetlerin İMF ile yaptığı anlaşmalar ülkeyi derin bir yoksulluğa mahkum etmiş durumda. Yoksulluk nedeniyle 7 milyon Filipinli dünyanın bir çok ülkesinde işçi olarak gitmek zorunda kalıyor. Göçmen işçilerin büyük bir bölümünü ise kadınlar oluşturuyor. Halkın yüzde 80'inin yoksulluk, yüzde 40'ının ise açlık sınırında yaşadığı ülkede, kadınların durumu ise diğer ülkelerde olduğu gibi verilen rakamların çok ötesinde. Yıllardır süregelen ekonomik sorunların yol açtığı yoksulluk, işsizlik ve gelecek perspektifinin olmayışı, özellikle de taşrayı etkiliyor. Şimdiye kadar iki kadın cumhurbaşkanının görev yaptığı Filipinler, Asya'da ileri ülkeler arasında kabul edilse de cinsiyetler arasında eşitlikten söz etmek için hala çok erken. Ülkenin en güçlü kadın örgütlenmesi olan 200 bin aktif üyesi bulunan GABRİELA Kadın Partisi'nin verilerine göre, 26 saniyede bir kadın şiddet görüyor. Özellikle yoksul ailelerde kadın ve bebek ölümleri yüzde 20'lere dayanıyor. Filipinler, dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi kadın cinayetlerinin sıklıkla yaşandığı ülkelerden.
'Uluslararası fuhuş sektörünün hedefi Filipinli yoksul kadınlar'
Tüm bunların yanında Filipinler'de kadınların ezilmişliğini en fazla hissettiği alan göçmen kadınların durumu ve uluslararası seks ticareti. Filipinliler iş göçünde başı çekiyor. Dünya çapında 100 ülkede 7 milyondan fazla Filipinli hemşire, doktor, hizmetçi, denizci ya da zanaatkar olarak çalışıyor. Yurtdışında para kazanıp ülkelerinde geride bıraktıkları yakınlarına havale eden Filipinliler, aynı zamanda ülke ekonomisine de milyarlarca Euro'luk katkıda bulunuyor. Çoğu ülkelerindeki kötü koşullardan kurtuluşu yurtdışında aramış. Ancak iyi bir eğitim almamış olanlar, özellikle de kadınlar için bu arayış tuzaklarla dolu.
Filipinli genç kadınlar, ajanslar aracılığıyla "denizaşırı sahne sanatçısı" adıyla eğlence sektöründe hizmet vermek üzere yurtdışına, özellikle de Japonya'ya gönderiliyor. Japon kulüplerinde ve barlarında dansçı ya da şarkıcı olarak çalışıyor. Ancak bu, insan ticaretinin tek boyutu değil. Çoğu reşit olmayan Filipinli kız çocukları müşterilere satılıyor ve fuhuşa zorlanıyor. Yılda 80 bin Filipinli kadın "denizaşırı sahne sanatçısı" olarak vize alıyor. Kaçının 'sahne sanatçılığı, kaçının fuhuş yaptığı ise bilinmiyor. Çoğu daha reşit bile değil, sahte kimliklerle yaşları büyük gösteriliyor. Filipinli kadınlar hala erkeklerin yarısı kadar ücret alıyor, yoksul ailelerde erkek çocuklar okuyabilsin diye kızların eğitimi feda ediliyor. Eğitimsiz kız çocuklarının iş bulabilmesi de giderek daha zorlaşıyor. Çoğu, vücudunu satmak dışında bu ikilemden bir çıkış yolu göremiyor.
Katolik Kilesi'nin yaşama etkisi fazla
Fahişelik yapan çocuk ve kadınların tek ikilemi bu değil. Katı Katolik olan, fuhuşun yasak olduğu Filipinler'de aileleri ve toplum tarafından dışlanma korkusuyla yaptıkları işi gizli tutuyorlar. Ama diğer yandan, onları fuhuşa teşvik edenler de bizzat aileleri. Pek çok Filipinli kadın için fuhuşa giden yol büyük benzerlikler gösteriyor. Çoğu yoksul taşra bölgelerinde doğmuş, kardeşleri ile birlikte babasız yetişmiş, okula gitmemiş, daha iyi yaşam şartlarına kavuşabilmek için küçük yaşlarda büyük şehre kaçmış kadınlar. Önce yankesicilikle elde ettikleri ufak tefek şeyleri satan, ama yetmediğini görünce fuhuşa başlıyorlar. Fuhuş özellikle yurtdışında karlı bir endüstri oluşturmuş durumda. Şarkıcı ya da dansçı olarak bar ya da klüplerde çalışan genç Filipinli kız çocukları Japonya'ya, son dönemde ayrıca Kore ve Malezya'ya gönderiliyor.
Filipinli kadınların mücadelesi 100 yıldır sürüyor
Öte yandan Filipinler'de kadın özgürlük mücadelesinin geçmişi 100 yılı aşkın süreye dayanıyor. Ancak tarihsel önemli bir figür olan ülkenin ilk kadın generali Gabriela Silang, 18. yüzyılın ikinci yarısında İspanyol sömürgeciliğine karşı yürütülen ayaklanmaya önderlik etmesiyle Filipinli kadınlara önemli bir miras bıraktı. Kadın mücadelesi ise Filipinler Feminist Örgütü'nün 1905'te kendini deklare etmesi ile başladı. Orta ve üst sınıfa mensup kadınların oluşturdukları bu ilk kadın örgütü daha çok sosyal hak taleplerine odaklı faaliyetler yürüttü. Fakat, daha o yıllarda ve takip eden dönemde baş gösteren anti-emperyalist direniş odaklarında kırsal bölge kadınları da belirleyici roller aldı. 1971 yılına gelindiğinde komünist çizgide kurulan Makibaka'nın (Yeni Kadının Özgür Hareketi) örgütlediği bir yürüyüş ile 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ülkede ilk kez kutlandı. 1972'de sıkıyönetimin ilanı ile kitle örgütlerinin yasaklanması sonucunda Makibaka yeraltına çekilerek Filipinler Komünist Partisi-Yeni Halk Ordusu önderliğinde kurulan ve Marcos diktatörlüğüne karşı direnişi örgütlemeye başlayan Ulusal Demokratik Cephe'nin de (NDFP) ilk katılımcı örgütlerinden birisi oldu.
'Adını savaşçı Gabriela Silang'dan alınan mücadele gücü'
Filipinlerde sayısı binleri bulan bir kadın gerilla gücü var ve bu kadınlar NDFP'nin içinde kendi özgün örgütlenmesini gerçekleştiriyor. 1984 yılında, Marcos diktatörlüğüne karşı direnişin iyice yükseldiği dönemde, adalar ülkesinde hayatın bütün alanlarından kadınlar başkent Manila'da 10 bin kişilik bir yürüyüş gerçekleştirdi. Bu büyük yürüyüşün hemen ardından 200 kadın kuruluşu bir araya gelerek ulusal kadın komisyonu oluşturuldu ve bu komisyon sömürgeciliğe karşı yürütülen ayaklanmanın önderi ülkenin ilk kadın generali Maria Josefa Ca Gabriela Silang'ın anısına ve mücadele gücüne atfen Gabriela Kadın Partisi adını aldı. Silang Filipinler tarihinde ve bağımsızlığında önemli yeri olan bir kadın. Bu gün Filipinler'in bir çok meydanında bu savaşçı kadının heykellerini görmek mümkün. Gabriela Kadın Partisi ise, Ekim 2000'de, birçok yerel kadın örgütünden oluşan ve şu an ülkenin en büyük kadın örgütleri ittifakı olan Gabriela'nın arkasında Filipinlerde yüz binlerce kadın yürüyor.
Dünyanın en güçlü kadın örgütlerinden biri: Gabriela
Bir diğer adı Filipin Ulusal Kadın İttifakı olan Gabriela Kadın Partisi İçişleri Genel Sekreteri Gertrude A.R. Libaing, partinin örgütlü gücünün ülkede birçok kadının hayatını değiştirdiğini söyledi. Taban örgütlenmesini esas alan örgütün Amerika, Çin, Japonya ve Hollanda'da şubelerinin olduğunu Birleşik Arap Emirlikleri, İtalya ve Tayvan'da da organizasyon komitelerinin fiili olarak çalıştığını kaydeden Libaing, seks ticaretinden politik tutuklu kadınların serbest bırakılması için kampanyalara kadar pek çok alanda çalışmalarının sürdüğünü anlattı. Libaing, kadına yönelik şiddet, ücret ve istihdam eşitsizliği, kadınların sağlık ve eğitim hakları gibi temel insani hak taleplerinin yanı sıra ülkenin ekonomik ve politik bağımsızlığı gibi siyasi konularda da Filipinli kadınların politik gücü olan Gabriela Kadın Partisi'nin yasama organlarındaki etkisine dikkat çekti.
Muhalif kadınlar devlet şiddetinin hedefi
Gabriela'nın kadın sorunları yanında politik bir söylemi ve mücadelesi de olduğunu belirten Libaing, açıkça faşist olduğunu söylemese de mevcut hükümetin antidemokratik faşizan uygulamalarının sürdüğünü ve ülkede faile meçhul cinayetler ve yargısız infazların sürdüğünü söyledi. Libaing ülkesindeki yaşananları; "2007 yılında çok sayıda faili meçhul oldu. Faili meçhule kurban verdiğimiz insanların çoğu aktivist veya gazeteci. Kadınlar kaybedildi. Bunlardan 5'i gerillalarla beraber kaybedildi. En son bir ay önce kadın hareketinin yöneticilerinden bir arkadaşımız öldürüldü. Tutuklamalar yoğun bir şekilde devam ediyor. Örneğin ülkemizde doğal felaketler çok yoğun yaşanır. Felaketler, doğal afetler durumunda ilk yardım servisi veren bir ekip içlerinde aranan bir kişinin bulunması gerekçesi ile baskına uğradı. Aralarında aranan kişi olmamasına karşın tutuklanan ekip üyeleri 11 ay sonra serbest bırakıldı. İşkence gördüklerine dair başvuruları hala işlem yapılması için bekliyor. Bunların yarısından çoğu kadındı. 2 doktor, 4 hemşire ki bu hemşirelerden birisi devlet hastanesinde ameliyat bölüm şefi idi, 2 ebe de aralarında olmak üzere tutuklanan bu 43 kişi için kampanyalar yapıldı. Bu gözaltıların insanları sindirmek için olduğu çok açık. Çünkü hergün hastanede çalışmak zorunda olan birisi nasıl terörist olmakla suçlanır. Öte yandan 66 yaşında savaş karşıtı mücadele veren bir kadın 2005 yılında gözaltına alındı ve ancak geçtiğimiz Ocak'ta serbest bırakıldı. Yani 6 yılını hapishanede harcadı."
'Kadınlar için tek kurtuluş yolu örgütlenmek'
Libaing'in muhaliflere yönelik uygulamaları anlattığı bölüm ise Türkiye ile oldukça benzerlik taşıyor. Ülkede son 40 yılda 40 bin insanın kaybedildiğini kaydeden Libaing, 'terörist' denilerek öldürülen insanların cenazelerinin çoğu zaman teşhir amaçlı dolaştırıldığını ve yaralı halde gerillaların infaz edildiğine dikkat çekti. Libaing bu konuda kayıplar için mücadele eden Karapatan örgütünü örnek vererek sözlerini şöyle sürdürdü: "Karapatan örgütü Birleşmiş Milletlerin insan hakları ihlallerinin engellenmesi, hakların ve demokrasinin geliştirilmesi amacı ile 2006 yılında kurduğu konseye gönderdiği raporlara ve başvurulara göre yalnızca geçen yıl belirlenen 40 faili meçhul var. Bunların çoğunluğunu muhalif hareketlerin önde gelen, tanınmış gazeteciler, avukatlar ve insan hakları savunucuları oluşturuyor. Tam da yazı hazırlanırken Karapatan liderlerinden Manuel Bentillo'nun Filipin ordusu ile Yeni Halk Ordusu (1969 yılında kurulan) arasında çıkan çatışma sırasında öldürüldüğü söylendi. Filipin Devlet Başkanı Benigno Noynoy Akuino ve askerler yaptıkları propaganda çalışmaları ile kendilerini aklamaya çalışıyorlar. Kayıpların araştırılması ve suçluların cezalandırılması konusunda kasıtlı eksiklikleri ise yasalar çerçevesinde davranarak diğer kesimlerin haklarını korumak ve böylece daha fazla isyana sebebiyet vermemek olarak açıklıyorlar."
Gerek bu hukuksuzluklara karşı mücadele etmek gerekse kayıplar ve kayıp ailelerinin mücadelelerini örgütlemek önemli çalışmalar yürüttüklerini belirten Libaing, örgütlü mücadelenin kadınlar için ve halklar için bir gün kurtuluşu getireceğine inanıyor.