Dargeçit İlçesi'nde 29 Ekim 1995'te 2 öğretmenin öldürülmesi üzerine Jandarma tarafından 2-6 Kasım 1995 tarihlerinde gözaltına alınan Süleyman Seyhan (57), Abdurahman Coşkun (21), Abdullah Olcay (20), Mehmet Emin Aslan (19), Nedim Akyön (16), Seyhan Doğan (14) ve Davut Altınkaynak'tan (13) bir daha haber alınamadı. Süleyman Seyhan'ın cesedi başı kesilmiş olarak 6 Mart 1996 yılında Bağözü Köyü yakınlarındaki bir kuyuda bulunmuştu. Olayın üzerinden 17 yıl geçtikten sonra ailelerin başvurusu üzerine Dargeçit'e bağlı Bağözü (Tiruva) Köyü'nde kazı çalışması yapıldı. Kazı çalışmasında Seyhan Doğan'a ait olduğu düşünülen bir kafatası ve kemikler bir kuyuda bulundu. Aynı köyün girişinde yapılan ikinci bir kazıda ise bir insana ait elbise ve kemik parçalarına rastlandı. Gönüllü olarak kazı çalışması ekibinde yer alan ve kaybedilen kardeşi Seyhan Doğan ile gözaltına alınıp serbest bırakılan 1984 doğumlu Hazni Doğan, yaşadıklarını DİHA'ya anlattı. Doğan, ağabeyi de henüz kendisi gibi çocuk olduğu halde askerlerin kendisini dövmeye başladığında hemen bağırıp, "Hazni çocuktur niye dövüyorsunuz" diye bağırdığını bunu söylediği için de askerlerce feci şekilde dövüldüğünü anlatıyor.
Kardeşi Seyhan Doğan ile birlikte 4 gün boyunca Dargeçit Jandarma Komutanlığı'nda tutulan Hazni Doğan, olay gerçekleştiğinde 12 yaşında olduğunu ifade ederek, Dargeçit'e yakın bir yerde yaklaşık 20 kişiyle beraber çobanlık yaptığı sırada askerlerce gözaltına alındığını söyledi. Doğan, askerlerin bir panzerle köy yolu üzerinde kendisini almaya geldiğini belirterek, "Beni 20-25 çobanın içinden aldılar. Onları gece aldılar, beni sabah aldılar. İlçenin çıkışından aldılar. Bir panzerle gelmişlerdi. Ağabeyim de panzerin içindeydi. Beni dövmeye başladılar, ben de ağladım. Ağabeyim askerlere 'çocuktur niye dövüyorsunuz?' demesi üzerine ağabeyimi dövmeye başladılar. Askerler ağabeyimi o kadar dövdüler ki elleri ağrımaya başlayınca ayaklarından botlarını çıkartıp yüzüne vurmaya başladılar. Yüzü su toplamıştı dövülmekten. Ağabeyim hiçbir şey demedi. Sadece gözlerinden kupkuru gözyaşı geldi. O günden sonra zaten ağlamıyoruz" dedi.
'Bıyıkları Apocuların bıyıklarına benziyor' diye saatlerce dövüldüler'
Doğan, askerlerin daha sonra kendisini Dargeçit Merkez Taburu'na götürdüğünü belirterek, taburda ağabeyi Seyhan Doğan'ı, Abdurrahman Olcay'ı ve Abdurrahman Coşkun'u gördüğünü söyledi. Doğan, ağabeyini Filistin askısındayken gördüğünü ifade ederek, "Beni de dövdüler, onları da dövüyorlardı. Büyük bir işkence gördük. Daha sonra beni nizamiye kapısına götürüp bıraktılar. O dönem yüzbaşı olan biri bizi tuvalete götürdü. Gözlerimizi bağladılar ve dövmeye başladılar. Hatta 57 yaşındaki Süleyman Seyhan'a bıyıklarının Apocuların bıyıklarına benzediğini söylediklerini duydum ve bu yüzden daha fazla dövüyorlardı. Tuvalette üzerimize işiyorlardı. 'İslam'ın şartı nelerdir?' diye sorular sordular" diye konuştu.
'Taburu işkence yeri olarak kullandılar'
Olayın gerçekleştiği dönemde 12 yaşında olduğunu ve ortaokul 1. sınıfa gittiğini kaydeden Doğan, Dargeçit Jandarma Taburu Komutanlığı'nın altında işkence yeri olduğunu kaydetti. Doğan, işkence yerinde 4 gün boyunca sopalarla dövüldüğünü ve herkesin tek hücrede kaldığını ifade ederek, şöyle devam etti: "Aslında beni de öldüreceklerdi ama beni 20 kişilik çoban arasından aldıkları için şahitler vardı bu yüzden bırakmak zorunda kaldılar. Beni bıraktıklarında akşam olmuştu, annem gelip beni aldı karakoldan. Şimdi de ağabeyimin kemiklerini arıyorum. Bu asla tarif edemeyeceğim bir duygudur. Çıkan cenaze ağabeyimin olma ihtimali çok yüksek. Çünkü yeşil, sarı, kahverengi çizgili bir kazak üstünde vardı. Cesedin yanında da bu kazak çıktı. Aslında nereye gömüldüklerini bilen çok kişi var ama halen bu tetikçiler devlet korumasındadırlar" diye konuştu.