Birleşmiş Milletler Eğitim ve Kültür Örgütü UNESCO tarafından ilan edilen 21 Şubat Dünya Anadil Gün, tüm halkların, anadillerine eğitim ve yayın hakkı istedikleri bir halk isyanı gününe dönüştü. UNESCO'nun verilerine göre, dünyada 6 bin dil konuşulurken, bu dillerin sadece 300 tanesi resmi dil statüsünde. Dil bilimcilere göre, tarihsel, ekonomik ve siyasal nedenlerle sayısız dil ve kültür yok olurken, günümüzde yüzlerce dil ve kültür ise yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Türkiye'de ise, resmi dil dışında 34 dil konuşulurken, bu dillerin 18'i yakın gelecekte yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Son çeyrek yüzyılda yok olan dillerin başında Ubıhça ve Kapadokya Yunancası gelirken, Hemşince de UNESCO'nun kaybolmaya yüz tutan diller arasındaki listesinde yer alıyor. Halkların hakları ve kültürleri üzerine çalışmalar yapan demokratik sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, 21 Şubat Anadil Günü'nde bir kez daha "anadilde eğitim" isterken, yeni anayasa yapım sürecinin, halkların dillerinin anayasada güvence altına alınması noktasında fırsat olduğuna işaret etti.
'Anadilde eğitim haktır'
Anadilini Lazuri Mektebi'nde gittiği kursta öğrenen Pınar Bayraktar, Lazca ile ilgili olarak yapılan çalışmaların içinde olmaktan mutluluk duyduğunu belirterek, anadille ilgili en önemli sorunlardan birinin başında, sonraki nesillere anadillerini öğretebilecekleri bir politik ortam olmadığını söyledi. Bir dilin öğretilebilir olması içinde yazılı kaynaklara ihtiyaç duyulduğunu ifade eden Bayraktar, kendisinin de içinde bulunduğu bir grubun Lazca dil çalışmalarını kolaylaştırmak için yazılı kaynak araştırmaları yaptığını söyledi. Anadilde eğitimin bir insanın hayatındaki en doğal haklardan biri olduğunu kaydeden Bayraktar, anadilin kamusal alanda kullanılabilir hale gelebilmesi için yeni anayasanın bir fırsat olduğunu dile getirdi.
'Kürtler için değişen birşey yok'
İstanbul Kürt Enstitüsü Başkanı Zana Farqînî, "ileri demokrasiden, evrensel normlardan, Avrupa Birliği kriterlerinden" bahseden bu hükümet döneminde bile Kürtçe'nin hâla bir statüsü olmadığını belirtti. Bunun Kürtçe'nin resmen tanınmadığı anlamına geldiğini belirten Farqînî, "Kürtçe alfabe yasak, mahkemelerde ana dilinde ne sözlü ne de yazılı savunma hakkı kabul edilmiyor, cezaevlerine Kürtçe mektup alınmıyor. Kısaca söylemek gerekirse Kürtçe kamusal alanın dışına itilmiştir. Hele bu çağda artık dil yasağının savunulacak hiçbir dayanağı yok. Ne insanlık vicdanında, ne İslamiyet'te ne de demokraside yeri yok. AKP Hükümeti'nin yetkilileri ne kadar ret, inkar ve asimilasyon politikasına son verdiklerini söyleseler de, Kürtler ve dilleri Kürtçe söz konusu olduğunda değişen pek bir şeyin olmadığını görmek için uygulamalara bakmak yeterlidir" diye konuştu.
'Kendi diline sahip çıkmak şart'
"Bir dili yeni kuşaklara aktarabilmek, egemen dile karşı durabilmek için, sadece iletişim araçlarına sahip olmak yetmiyor" diyen Farqînî, egemen dilin hayatın her alanına hükmettiğini ve muazzam imkanlara sahip olduğunu belirterek, okul dili olmayan bir dilin ayakta kalabilmesinin ve yeni kuşaklara aktarılabilmesinin pek mümkün görünmediğini söyledi. Farqînî'ye göre, kendi diline sahip çıkmanın yanında mutlaka ana dilinde eğitim ve öğretim görmek şart.
'Temel sorunlara çare olmayacak'
"Tolumda yepyeni, sıfır bir sivil anayasa beklentisi oluşturuldu. Umutlar zayıflamış olsa bile bu fırsat heba edilmemeli" uyarısında bulunan Farqînî, toplumun sosyolojik yapısı dikkate alınarak, yapılacak yeni bir anayasanın öncelikle çoğulculuğu, çokkültürlülüğü ve çokdilliliği içermesi gerektiğini söyledi. Farqînî, "Yapılacak anayasa eğer çağımızın ruhuna, felsefesine uygun olarak hazırlanmasa, Kürt sorununun çözümüne katkı sunmayacağı gibi Türkiye'nin temel sorunlarına da çare olmayacağını düşünüyorum" değerlendirmesinde bulundu.
'Anadille ilgili arşiv çalışması yapılmalı'
Hemşin Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği (HADİG) Yönetim Kurulu üyesi Mustafa Uzunkaya, ortaokuldan sonra Hemşince öğrendiğini ve köylerinde, çocuklar Türkçe öğrenemez korkusu ile Hemşince'nin yasaklandığını aktardı. Kendi anadilini keşfettikten sonra hep bu yönde çalışmaların içinde bulunduğunu kaydeden Uzunkaya, HADİG'i de dillerinin kaybolmaması için kurduklarını vurguladı. "En önemli faktör toplumsal yaşamın değişimi ile ilgili. Burada değişen sosyal yaşam içinde Hemşinliler nasıl bir yol izleyecek" diyen Uzunkaya, "Çocuklarımıza kendi anadillerini nasıl öğreteceğiz. Bir dili sonraki kuşaklara aktarmanın en etkili yolu gündelik hayat içinde konuşuluyor olması ve yazılı kaynaklarının var olması. Arşivleyebilmek de yine öğrenmenin öğretmenin bir parçası. Hemşincenin kendisine has bir yapısı var, insanlar kendi dillerini ne kadar çok konuşularsa bir bütün olarak kültürlerini de hangi oranda hayata geçirebiliyorlarsa, hayata da o oranda bağlı oluyorlar" diye konuştu. Son 30 yıldır süren savaş nedeni ile halkların sürekli yasaklamalarla karşı karşıya kaldıklarını ifade eden Uzunkaya, "Burada bize düşen görev anadille ilgili hassasiyetimizi sürdürürken yaşamsal alanlarda da özgürlüklerimizi vermemek, bunun mücadelesini etmektir" dedi.
'Anadil anasütü gibi helal diyenler, buna yönelik bir çalışma yapmıyor'
"Anadilde eğitim" talebini yineleyenlerden biri de Adigece dilinin yaşadığı sorunlara dikkat çeken Jineps Gazetesi Yayın Kurulu üyesi Fehmi Akgün. "Adigece üzerinde baskı var diyemem. Çünkü dili zaten görmezden geliyorlar. Görmezden geldikleri bir dil üzerine nasıl baskı kursunlar?" diyen Akgün, anayasada dillerin korunması ve güvence altına alınması yönünde hiçbir çalışma yapılmamasını eleştirdi. Hükümet yetkililerinin, "Anadil anasütü gibi helaldir" söylemlerini hatırlatan Akgün, bu söylemlerin hayatta pratiklerinin olmadığına dikkat çekti.
'Anadil sorunu politiktir'
Gürcü Kültür Merkezi Yönetim Kurulu üyesi Fazlı Kaya, anadil tartışmasını farklı bir boyuta taşıyarak, anadil sorunun politik olduğunu vurguladı. Resmi ideolojinin halkların anadillerini yasalarda ve toplumsal ilişkilerde kabul görmesine engel olduğunu kaydeden Kaya, yeni anayasa çalışması sürecinin, halkların anadillerinin yasalarla teminat altına alınması noktasında önemli bir fırsat olduğunu işaret etti. Dilleri güvence altına alına halkların kardeşlikte bir araya geleceğini ifade eden Kaya, bu topraklara gelecek olan barışın da anadilde eğitim hakkından geçtiğine vurgu yaptı. "80 yıldır dilleri kültürleri yok sayılan hakların dillerinin yasalarla güvence altına alınması bu topraklar için bir fırsat" diyen Kaya, Gürcü dilinin de tüm baskılara rağmen yaşatılmaya çalışıldığına ifade etti.