BDP'nin tutuklu Şırnak Milletvekili Selma Irmak, PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın yakalanarak Türkiye'ye getirilişi, tecrit ile birlikte askeri ve siyasi operasyonlara ilişkin 6 kadın tutuklu ile başlattıkları süresiz-dönüşümsüz açlık grevine ilişkin BDP Eş Genel Başkanları Gültan Kışanak ve Selahattin Demirtaş'a mektup yazdı. Diyarbakır Cezaevi tarihinin misyonunun kendilerine bu süreçte inisiyatif almayı ve demokratik direniş sürecinin öncüleri olmayı dayattığını vurgulayan Irmak, "Bu halka karşı sorumluluğumu bir nebze de olsa yerine getirebilmenin coşkusunu yaşıyorum. 12 Eylül karanlığını Diyarbakır direnişi nasıl yırtıp geçmişse 15 Şubat karanlığını da yine Diyarbakır zindanından tutsak kadınlar olarak yükselteceğimiz bu sesle yırtıp, parçalamak istiyoruz" dedi.
Selma Irmak'ın BDP Eş Genel Başkanları Gültan Kışanak ve Selahattin Demirtaş'a yazdığı mektubun tamamı ise şöyle: "Çok kıymetli Eşbaşkanlarım, sevgili arkadaşlarım, sizleri sevgiyle, özlemle selamlıyor, umutla kucaklıyorum. Sizlerden mekansal ayrılığımızın 4. yılına girmek üzereyiz. Bu nefes nefese geçen süreci yüreklerimiz demir parmaklıklara çarpa çarpa yaşadık, izledik. Çok şeyler yaşadık. Yaşadıklarımıza tarih tanıklık edecektir. Bizler de tarih, süreç ve halkımızın karşısında mecbur kılındığımız sınavı alnımızın akıyla vermeye çabaladık, çabalıyoruz. Sizlerin yüreklerinizi katık ederek, can siper hane yürüttüğünüz çalışmaları takdirle izliyor, destekliyor, moral ve güç alıyoruz. Bazen yüreğimiz burkularak, bazen yüzümüzde bir tebessümle takip ediyoruz. Çok zor bir dönem olduğundan kuşku yok. Hepimiz her zamankinden çok daha fazla çalışmak, elimizden gelenin en iyisini, hatta daha fazlasını yapmak zorundayız. Bazen öyle bir an gelir ki, ya bu an'ı yakalar, kazanca dönüştürürsünüz ya da farkında bile olmaz, an sizi geçer gider bilemezsiniz. Böyle olunca bir başa dönme haline tekrar mecbur olursunuz. O nedenle her gelişmeyi bir simyacı hassasiyetiyle ölçüp, tartmak, ona göre tavır geliştirmek ve bir sonraki hamleyi gerçekleştirmek zorundayız.
'Artık kaybedecek tek bir dakikamız bile yok'
Geldiğimiz aşama yolun en kısaldığı, mesafenin birbirini hissedecek kadar yakın olduğu bu nedenle de geriye tepmelerin veya kimi tavır değişikliklerinin büyük hassasiyetle hissedildiği bir aşamadır. Bir sanatçı inceliğiyle işlenmek zorunda her şey. Ama ne yazık ki hükümet ve aynı anlamı taşıdığı su götürmez bir gerçek haline gelen devlet, bilinen deyimle cam mağazasındaki fil gibi özensiz ve yıkıcı davranıyor. Bu cesareti kuşkusuz sırtını sıvazlayan ve kendisini ölüm çukuruna sürükleyen ellerden alıyor. Aslında sergilenen tutum, muktedir olamadan, iktidar olanların pervasızlığıdır. Buna dur demek tarihin ellerini omzunda hissedecek olanlar olarak bize düşmektedir. Kalıp yargılarla, kalıp çözümler öngören pozitivist bakış açısı bu yaraya merhem olamaz. Büyük balık küçük balığı yutar diyenler, küçük balığın direniş gücünü görmeyenlerdir. Karşının atacağı adımlara angaje olmak, sizlerin söylemi ve çabasıyla sürekli ortaya koyduğu ve ifade ettiği gibi bize kaybettirecektir. Oyalama taktikleriyle zaman kaybettirme, bu arada yol alma, fırsatı kollama taktikleri bir süre kendini hissettir ne yazık ki. Ancak, artık kaybedecek tek bir dakikamız bile yok. Demokratik Özerkliği adım adım örmek, sistemli ve derinden, makul ve telaşa düşmeyen bir yöntem izlemek, söylediklerimizle yaptıklarımızın paralellik arz ettiği bir yol tutuş gerçekleştirmek zorundayız.
'Kürt halkı adına söz söyleme iradesine sahip kişi Öcalan'
Sevgili arkadaşlar, böylesi bir süreçte sizlerle olmayı çok isterdim. Tüm olan biteni sadece izlemek, eli kolu bağlı, daha doğrusu kelepçeli izlemek, zamanın insana yapabileceği en büyük kötülük sanırım. Tutsaklık en çok bu olsa gerek. Yoksa zindan duvarları ya da mekânsal kısıtlılık, yüreği ve beyni özgür olan insanlara vız gelir. Öte yandan fikri ve yaşamı demokrasi ve özgürlükler için var olan insanların yolu mutlaka cezaevinden geçer, yani aslında bu koşullamada demokrasinin yolu zindandan geçer. Kürt sorununun gelip dayandığı nokta, müzakere, diyalogla siyasal sürecin esas alındığı ve demokratik çözümün kendini dayattığı süreçtir. Bu süreç sırat köprüsü gibi uzun ve ince bir yol. Kıldan ince, kılıçtan keskin denir ya, işte öyle... 30 yılı aşkın bir süredir halkımızın da onay verdiği ve talep ettiği çözüm demokratik çözümdür. Bunu gerçekleştirmenin hem çok zor, hem de kolay olduğunu söylemek mümkün. Bu sorunun çözümünün başlangıcı ve temeli Sayın Öcalan'la geliştirilecek olan diyalog ve müzakere sürecidir. Her mücadelenin bir baş aktörü vardır. Bu halkın da öncülüğünü üstlenen, dolayısıyla Kürt halkı adına söz söyleme iradesine sahip tek kişi Sayın Öcalan'dır. Bu halkın seçilmişleri ve siyasetçileri olarak bizler de üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Bunun için her türlü riski almaya, elimizi değil, yaşamımızı taşın altına koymaya amadeyiz. Ben de sizler gibi sürecin tıkanması, Sayın Öcalan'la olan görüşmelerin kesilmesi, üstelik eşi görülmemiş bir tecritle sürecin dışında bırakılmak istenmesi karşısında endişeliyim, kaygılıyım. Yürütülen imha temelli tutuklama, tek tek ve toplu katliam sözel ve fiziksel şiddetle adeta siyasi soykırım uygulama konseptinin halkları boğazlaşmaya götürecek bir konsept olarak görüyorum. Baskılama, sindirme, her türlü demokratik talep girişimi en sert yönelimlerle bastırma özel savaşın psikolojik boyunu ifade eden, pervasızca kullanılan sözlerle, "Arıyorum arıyorum, bulamıyorum", Roboski katliamından sonra askere teşekkür eden konuşmalar, Genelkurmay'ın anadile ilişkin haddini ve yetkisini aşan demeçleri ve daha pek çok örneği verilebilecek tutumlar öfkeli bir neslin tohumlarını atmaktadır. Başta Şırnak olmak üzere neredeyse hiçbir belediyemizde taş taş üstünde bırakılmadı. Kurumlarımıza, siyasetçilerimize, halkımıza yönelik adeta kökünü kazıma tavrı karşısında kendisine insanım diyen hiç kimsenin rahat uyumaması lazım.
'Yüreğim her daim sizlerle'
Değerli Eşbaşkanlarım, onurlu ve direngen Şırnak halkının görev verdiği bir insan, yaşama duyarlı bir kadın olarak ben de tüm bu olan bitene seyirci kalmayı vicdanıma yediremedim. Elimde tepkimi ortaya koyacak hiçbir enstrüman bırakılmadığı için, elimde kalan tek enstrüman olan bedenimi ortaya koymak istiyorum. Gönül isterdi ki sizlerle bu süreci tartışarak paylaşarak böyle bir karara varaydım. Ama koşullar ve imkânsızlıklar buna izin vermiyor ne yazık ki. Yüreğimin her daim sizlerle olduğunu bilmenizi isterim. Diyarbakır Cezaevi tarihi misyonuyla da bize süreçte inisiyatif almayı ve bize demokratik direniş sürecinin öncüleri olmayı dayatıyor. Şu anda çok heyecanlı ve mutlu olduğumu söylemeliyim. Bu halka karşı sorumluluğumu bir nebze de olsa yerine getirebilmenin coşkusunu yaşıyorum. Bu anlamda 15 Şubat tarihinden itibaren Hacire Özdemir, Fadile Bayram, Ayşe Irmak, Leyla Deniz, Pınar Işık, Dirayet Taşdemir arkadaşlarla birlikte süresiz-dönüşümsüz açlık grevine gireceğimizi bildirmek istiyorum. 12 Eylül karanlığını Diyarbakır direnişi nasıl yırtıp geçmişse 15 Şubat karanlığını da yine Diyarbakır zindanından tutsak kadınlar olarak yükselteceğimiz bu sesle yırtıp, parçalamak istiyoruz. Sesimizi halkımızın sesine katmak istiyoruz. Siz değerli arkadaşlarımızla demokratik direnişte buluşmak istiyoruz.
Hepimize başarılar diliyoruz.
Hepimizden hepinize yürek dolusu sevgiler, selamlar.
Umutla...
Barış ve özgürlük dolu günlerde buluşmak üzere.
Selma Irmak - Amed Cezaevi"