DENGE TV YENİ FREKANS 2012
DENGE TV YENİ FREKANS 2012
DENGE TV YENİ FREKANS 2012
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

Yazar Akhanlı: Türkiye bir Kürt hapishanesi

Yazar Akhanlı: Türkiye bir Kürt hapishanesi
Almanya'dan 18 yıllık sürgünün ardından döndüğü Türkiye'de 103 gün tutuklu kalan yazar Doğan Akhanlı, Türkiye için "Bir Kürt hapishanesi" diyor. Yazarlık hikayesi 1998 yılında Köln'de tutuklu yazar-yayıncı Ragıp Zarakolu'nun "Ben bu kitapları basacağım" sözüyle hızlanan Akhanlı, kendisi için "bu sistemin rastlantısal mağduru" derken, hapishanede karşılaştığı Kürt gençlerinin öfkesinin anlaşılmadığına işaret ediyor. Akhanlı, "Hükümetin, devletin yapması gereken de bu öfkeyi anlamaktır. Bunun yolu kimliğini kabul ettiğini göstermekle olur" diyor.
14.02.2012 / 11:27


Doğan Akhanlı, bazılarımızın edebiyat dünyasından ve kitaplarından, bazılarımızın ise Ağustos 2010'da İstanbul'da havalimanında gözaltına alınarak tutuklanmasıyla tanıdığı yazar. 1957 yılında Artvin Şavşat'ta dünyaya gelen Akhanlı, ilk kez 18 yaşında gördüğü işkenceler nedeniyle kendi deyimiyle "bu devletle bağlarını" kopardı. 12 Eylüllü günlerin hala dinmediği 1982-84 yılları arasında tutuklanarak Metris Cezaevi'nde konulan Akhanlı, 18 yıl sonra geldiği Türkiye'de bu defa 103 gün ama yine "ironik" diye anlattığı Metris Cezaevi'nde kaldı. Türkiye'ye geliş amacı sağlık problemleri yaşayan babasını ziyaret etmek olan Akhanlı, durumunu "sistemin rastlantısal mağduruyum" sözüyle belirtiyor. Akhanlı, 1989 yılında İstanbul'daki bir döviz bürosuna yönelik, bir kişinin de öldüğü bir soyguna katılmakla suçlandı. Serbest bırakılmasının ardından gittiği Almanya'da, "yazarlık sürecimi hızlandıran" kişi dediği tutuklu yayıncı-yazar Ragıp Zarakolu'nu ziyaret etmek için tekrar Türkiye'ye geldi. 



Son romanı "Madonna'nın Son Hayali", eleştirmen ve yazarlar tarafından 2005 yılının en iyi 10 kitabı arasında değerlendirilen Akhanlı, romanında Sabahattin Ali'nin ünlü Kürk Mantolu Madonna'sında anlattığı ve faili meçhul ölümünün ardından cebinden çıkan notta "öyle ölmedi" dediği Maria Puder'in peşine düşüyor. Şu sıralarda yeni bir kitabının da hazırlığını yapan Akhanlı ile kitaplarını yayınlayan Belge Yayınevi'nde görüştük. Tutukluluğunu, Avrupa'yı, Türkiye'yi ve Kürt sorununu konuştuk. 



'Avrupa'da Türkiye'ye yönelik tedirginlik arttı' 



Akhanlı, "Avrupa'dan Türkiye nasıl görünüyor" sorusuna "İlk önceleri olumlu izlenim" diyor. "Diğer yandan tedirginlik ve şüphe de vardı" diyen Akhanlı, "Olumlu yanı mevcut hükümetin, daha öncekilere göre -referandum günlerinden söz ediyorum- silahlar susmuştu, barış havası vardı, Kürtlerle masaya oturulabileceği, bu sorunun çözülebileceği duygusu söz konusuydu. Gerek Avrupa hükümetleri gerekse de kamuoyu Türkiye'ye ilişkin en azından ağır sorunlara ilişkin olumlu bir izlenim içindeydiler" diyor. "Özellikle Başbakan Erdoğan'ın beklenmedik açıklamaları ve tutumları ile Kürtlerle ilgili politikadaki sertleşme, Avrupa'da tedirginliği arttırdı" diyen yazar Akhanlı, kendi açısında ise Türkiye'deki duruma ilişkin şu değerlendirmeye yapıyor: "Benim açımdan da kuşkular vardı. Bütün olup biteni kendi başıma gelenlerden açıklamak istemiyordum. Çünkü daha önce kimsenin söylemediği bir söylem de vardı. 'Dersim' kelimesi kullanıldı, katliamdan söz edildi. Haksızlık etmemek için söylediklerini duymak istiyordum. Ama hükümetin şimdiki söylemi, esasında daha önceki hükümetlerden çok farklı bir noktada değil." 



'100 yıldır aynı ideolojiye eğilim var'



Devletin ötekilerini dışladığını kaydeden Akhanlı, "Türkçe konuşulan, Sünni Müslümanlardan oluşan bir ülke burası. Bu 100 yıl önce ortaya atılmış, radikal bir biçimde uygulanmış, milyonlarca insanı yerinden yurdunda etmiş bir proje. Bu projeyi halen 100 yıl sonra sürdürüyor olmak demek; güncel anlamı bu projeyi kabul etmeyenlere karşı tutumun ne olacak? Türkleşme kabul etmeyen grubu ne yapacaksın? İki seçenek var. Ya 100 yıl önceki gibi yok etme yoluna gideceksin ya da onların varlığını, kimliğini kabul edip anlaşma yoluna gideceksin. Bir yıl önce sanki anlaşma eğilimi vardı, şimdi ise bunu umursamama, varolan devlet ideolojisine tutunma eğilimi var. Bu beni de tedirgin eden bir şey" diye belirtiyor.



'Hükümet Uludere utancıyla yönetmemeli'



34 kişinin yaşamını yitirdiği Roboski katliamını hatırlatan Akhanlı, "34 insan devlet şiddetiyle ölmüş, ortada sorumlu yok. Avrupa'da böyle bir olayın ardından demokratik denilen her ülke çöker. Hükümetin böyle bir utançla yönetmeye devam etmemesi gerekir" tespitinde bulunuyor. Avrupa'daki diğer bir tedirginliğin Türkiye'nin "Fanatik dinsel bir devlete doğru gider mi?" olduğunu belirten Akhanlı, " 'Dindar nesil yetiştireceğim' dediği anda bir kez daha bu devletin kuruluş ideolojisi sahiplenme demektir. Bu sadece ateistler, laikler için değil Aleviler, Hıristiyanlar, Yahudiler için de tehlikeli" diyor.



'Irkçı ve ayrımcı bir politika'



Akhanlı, Kürt sorununa konusunda ise ilginç bir noktaya dikkat çekiyor. Son tutuklanmasında etnik olarak tek Türk'ün kendisi olduğunu belirten Akhanlı, şunları anlatıyor: "Tutukluluğum sürece etnik kimliği Türk olan tek bendim. Karşılaştığım insanların hepsi Kürt'tü. İki grup mahkumla karşılaştım. Bir grup buranın varoşlarında yaşayan 18-23 yaş arası gençlerdi. Diğerleri 90'lı yıllarda alınmış insanlardı. Geçmişte de tutukluluğum oldu böyle bir şey görmedim. Geçmişte Türk kimlikli çok sayıda insan vardı. Kafama şu soru takıldı; Bu büyük şehirde sadece Kürtler mi var? Karşılaştığım çocukların hemen hemen hepsi hakkında 15 yıl ceza isteniyordu. Burada ne var? Bu devletin Kürtleri şüpheli olarak tanımladığını gösteriyor. Yani yargıçlar, savcılar karşısına Kürt genci geldiği zaman hapishaneye yollamaya hazırlar. Bu ırkçı ve ayrımcı bir politikadır. Bu, bugünkü Türkiye'deki temel sorunun ne olduğunun da ifadesidir. 'Türkiye bir Kürt hapishanesidir' söylemini okuyorum. Bunu doğrulayan bir şey. Ben de böyle bir izlenim edindim. Hapishanenin yüzde 99'u Kürtlerden oluşuyorsa bunun anlamı ne oluyor? Başka bir anlam veremiyorum ki buna."



Cumhuriyet'in kuruluşu için "Biz bu ülkeyi beraber kurduk" söyleminin kullanıldığını vurgulayan Akhanlı, "Doğru. İki halkın kurduğu bir cumhuriyetti. Bu kuruluş sancısız değildi. Ama Şeyh Sait isyanını patlaması tesadüf değildi. Kurulur kurulmaz 'vatandaş Türkçe konuş' kampanyaları başladı" diyor.



'Yaşadığım keyfiyeti ötekiler her gün yaşıyor' 



Öfkeli olduğunu, ancak yaşadıklarını kişiselleştirmediğini belirten Akhanlı, "Ortada bir sistem var. Bu sistem kibirli. Ben bu sistemin rastlantısal mağduru oldum. Bu toplumun büyük çoğunluğu adı Kürt olan, adı Ermeni olan ve öteki olanlar her gün aynı keyfiyetin mağduru oluyor. Burada kişisel öfke ve duygusallıktan çıkıp, kibirli yöneticilere bırakılmaması gereken ülke burası. O yüzden de buradayım. Tuhaf bir mutluluğu da var" diye belirtiyor.



O kitapları 'ben basacağım' dedi



Ve sohbet "yazarlık sürecimi hızlandıran kişi" dediği Ragıp Zarakolu'na geliyor. Son karşılaşmaları 2008 yılında Almanya'daki Frankfurt Kitap Fuarı'nda olmuş Zarakolu ile. Ama tarihe not düşülecek görüşmeleri 1998 yılında Köln'de yaşanıyor. Akhanlı, Ermeni tehcirini konu alan kitaplarını yayınlayacak yayınevi bulamıyor. "1998 yılında Ermeni tehcirini konu alan kitabın yayınlanması sorunlu bir şey. Her yayınevi yanaşmıyordu. Edebi olarak iyi bulsa bile" diyor. "Köln'de evime geldi, kitapları 'ben basacağım' diye başladı. Yani Zarakolu benim yazarlık sürecimi hızlandıran insan" diye anlatıyor.



'Öfkeyi dindirmenin yolu kimliği tanımaktır'



Akhanlı, Zarakolu'nun tutuklanmasıyla Türk aydınları arasında kaygıların arttığı yönündeki gözlemini paylaşıyor, ancak sohbet yine Kürt soruna dayanıyor. Cezaevinde tanıştığı Kürt gençlerinden bahsediyor bir kez daha. Ve şunları anlatıyor: "Akıl almaz şeyler yaşanıyor. Hapishanede Kürt çocuklarının iddianamelerine baktım. Hepsi de kızgınlar bu gençlerin, hepsi de çıkınca dağa gitmekten söz ediyorlardı. Devlet bu yaşta böyle davranırsa… Bir yol bırakmıyorsun… Bana da bırakmadı. 18 yaşında aldı, işkence etti. Devletle bütün bağlarımı kopardı. Yüzde 100 haksız davranışlara maruz kalırsa, bir insan bilirse ki; 'ben sadece Kürt olduğum için buradayım' ve toplum bana bunun için yaşama şansı vermiyor… Gençlerin öfkesini anlamak kolaydır. Hükümetin, devletin yapması gereken de bu öfkeyi anlamaktır. Bu öfkeyi nasıl azaltacaksın. Bunun yolu onun kimliğini kabul ettiğini göstermekle olur. Onun kimliğine saygı gösterirse onunla iletişim şansı elde edebilir."



Akhanlı son olarak "Umudunuz var mı" sorusuna, "Umudum olmazsa zaten…" yanıtını veriyor.


Bu haber toplam 631 defa okundu

Taraf'tan Erdoğan'a: Zorda olan sensin aslanım
Başbakan Erdoğan'ın WSJ'nin Uludere haberi ile ilgili yorumuna Taraf'tan sert bir çıkış geldi.
YAZARLAR