DENGE TV YENİ FREKANS 2012
DENGE TV YENİ FREKANS 2012
DENGE TV YENİ FREKANS 2012
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

'KÜRT SORUNUNDA PKK VE ÖCALAN HESABA KATILMADAN ÇÖZÜM GELMEZ'

'KÜRT SORUNUNDA PKK VE ÖCALAN HESABA KATILMADAN ÇÖZÜM GELMEZ'
10.02.2012 / 08:55


 "Türkiye Başa mı Dönüyor? Kürt Meselesi'nde 1990'lar ve Bugün" başlıklı panelde konuşan avukat ve insan hakları savunucusu Eren Keskin, "Eğer Kürt sorunu çözülecekse PKK'yi ve Öcalan'ı hesaba katmadan çözüm gelmeyecek, bunun dışındaki her şey çözümsüzlüğe hizmet edecek" dedi. HEP eski Genel Başkanı Feridun Yazar, Demokratik Özerklik taleplerinin KCK operasyonları olarak Kürtlere yansıdığına dikkat çekerken, Gazeteci-yazar Hasan Cemal ise, "Demokrasi bugüne kadar geri kaldıysa bunun önde gelen nedenlerden biri medyanın, yazılı basının, gazeteci milletinin bu konuda ihmalkarlığıdır ve gözünü kapamasıdır. Kulağını sadece askere ve devlete vermesidir" dedi. 



TESEV tarafından hazırlanan "Adaletin kıyısında: Zorunlu Göç Sonrasında Devlet ve Kürtler/ 5233 sayılı Tazminat Yasası'nın bir değerlendirmesi-Van örneği" başlıklı rapor, TESEV'in Karaköy'de bulunan binasında düzenlenen basın toplantısı ile kamuoyuna duyuruldu. Raporunun duyurulmasının ardından, "Türkiye Başa mı Dönüyor? Kürt Meselesi'nde 1990'lar ve Bugün" başlıklı panel düzenlendi. Panelin yöneticiliğini TESEV Demokratikleşme Programı Direktörü Dilek Kurban yaparken, avukat ve insan hakları savunucusu Eren Keskin, gazeteci-yazar Hasan Cemal, eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş ve HEP eski Genel Başkanı ve Avukat Feridun Yazar konuşmacı olarak katıldı. 



'Evrensel değerleri özümsemediğimiz için…'



İlk olarak konuşan Cevat Öneş, Türkiye'nin demokratikleşme sürecindeki devamlılık, demokratikleşme sürecinin niteliği ve demokratikleşme sürecinde kurumsallığın kazanılıp kazanılmaması noktasında olduğunu dile getirerek, sorunun sadece Kürt sorunu ya da Alevi-Suni meselesi olmadığına dikkat çekti. Meselenin Türkiye'nin demokratikleşme standartları ile ilgili olduğunu kaydeden Öneş, "Evrensel değerlerin sistem olarak özümsenmediği için başta Kürt sorunu olmak üzere diğer sorunlarımızı çözemiyoruz. PKK sorunu da bu nedenle hayata geçmiş bir realite olarak karşımıza çıkıyor. Bugüne kadar uygulanan yanlış güvenlik politikaları da Türkiye'yi bir kaosa sokmuştur" dedi.



'Türkiye'de eski vesayet sistemine geçilmesi istikrarı bozar'



Türkiye'nin ciddi bir eşikte olduğunu kaydeden Öneş, "Bu eşikten geçişin farklı sistemleri yoktur. Türkiye demokratikleşme standartlarına ciddi bir irade oluşturarak, tekrar girme bu sürece devamlılık kazandırma ve böylece siyasal ekonomik güç olabilir. Eğer böyle olmazsa Türkiye'de eski vesayet sistemine geçilmesi durumuyla karşı karşıya kalır. Bu da istikrarı bozabilir" uyarısında bulundu. 



'Güvenlik politikaları ile sonuç çıkmaz'



"Kürt sorununa sadece güvenlik politikaları ile bakılması da doğru değildir" diyen Öneş, "İnsan haklarına önem verilmesine rağmen şuanda güçlendirilmiş güvenlik politikaları ile sonuç almaya çalışıyor, ama ben bundan da bir sonuç çıkacağını düşünmüyorum" diye konuştu. Öneş, Türkiye'nin kapsamlı bir çözüm politikasına sahip olmadığını ve kapsamlı çözüm olmamasının sonuçlarını da bedeller ödeyerek öğrenildiğini söyledi. Açılım sürecini de değerlendiren Öneş, açılım sürecinin başarısız olmasının nedeninin kapsamlı çözüm politikalarına bağlı olduğunu kaydederek, "Bugün yapılacak olan şey, yeni anayasa yapım sürecinde gerçekleşecek. Yeni anayasa sürecinin değerlendirerek bir yol haritasının ortaya konması gerekir. Burada AK Parti iktidarına büyük bir görev düşüyor" dedi. Öneş, son olarak, Türkiye toplumunun barış istediğini vurguladı. 



'Çözüm PKK'siz olmaz'



Öneş'in ardından Eren Keskin konuştu. Kürt sorununun PKK ile başlamadığını, sorunun devletin yaklaşımı ile başladığını vurgulayan Keskin, sorunun adının doğru konulması gerektiğini ifade ederek, sorunun Kürdistan sorunu olduğunu işaret etti. Çözümün PKK'siz olmayacağını vurgulayan Keskin, 90'larda çok fazla hak ihlaline tanıklık ettiklerini hatırlattı. O dönem hazırlanan raporların medya ve uluslararası güçlere seslerini duyurabildiklerini anlatan Keskin, "Çok fazla sayıda arkadaşımız öldürüldü, hepimiz cezaevlerine girdik. Şiddetle çözülmeyeceğini biliyoruz. Ama şiddetin ortaya çıkışına neden olan sorun çözülmeden ben bu sorunun çözüleceğine inanmıyorum. Örneğin 1992'de Şırnak yakıldı yıkıldı. Bunu yazmadı. Biz bir köye gitmiştik ve burada gördüğümüz araçta yakılmış kadınlar vardı. Bu kadınların torunu ya da çocuğu olsaydım dağa giderdim" diye konuştu. Bu coğrafyada insanların çoğunun söz konusu acıları bilmediğini kaydeden Keskin, "'PKK ile aranıza mesafe koyun' yaklaşımı gerçekçi değil. Bu topraklarda yaşayanların kardeşleri, anaları, babaları, torunları PKK. Böyle bakılmadan bu sorun çözülemez" dedi. 



'Öcalan'ın olmadığı her şey çözümsüzlüğe hizmet eder'



Belli değişikler olduğunu anlatan Keskin, "Levent Ersöz iki kişinin katilidir. Bizi iki defa tehdit etti. Oradaki Petrol'ün ticaretini ele geçirmişti. Adam bu kadar güçlüydü. Adam bugün sadece darbeci olarak yargılanıyor. Oysa adamın yaptıkları ortada. Kontrgerilla yargılamadığı sürece Ergenekon davası yetersizdir. Bugün bence Türk İslam sentezinin muhteşem bir uyumu sergileniyor. AKP ve militaristler çok iyi anlaşıyor. Bugün MİT mensuplarının gözaltına alınmasını da böyle sorgulanması gerekiyor" dedi. "Eğer Kürt sorunu çözülecekse PKK'yi ve Öcalan'ı hesaba katmadan çözüm gelmeyecek, bunun dışındaki her şey çözümsüzlüğe hizmet edecek" diye konuşan Keskin, "Sorumluluk duyan herkes bu konuda siyasi iradeyi zorlamalı. Bu coğrafyanın genel affa ihtiyacı var. Yeni demokratik bir anayasa başlangıç olabilir. Terörle mücadele yasasının kaldırılması gerekir" ifadesinde bulundu.



'Kürtlerin AKP'den beklentisi kalmadı'



Keskin'in ardından konuşan Feridun Yazar, bağımsızlık ve ayrılık isteyenlerin kendisini ifade edemediği için bugün yaşanan sorunların ortaya çıktığını belirterek, şunları ifade etti: "Devlet her zaman şöyle bir şey yapar. Biraz dinlendiriyor Kürtleri. Sonra aynı dava ile yok etmeye çalışıyor. 12 Mart'ta böyle bir şeydi. Hepimiz ceza alarak çıktık. O çıkıştan sonra insanlar da büyük değişikler oldu. O dönem insanlar da 'artık tek yol silahlı mücadeledir' anlayışı çıktı. PKK bu şekilde ortaya çıktı. Kürtlerin hiçbir zaman kendilerini ifade etmelerine izin verilmedi" dedi. KCK'den yaklaşık olarak 4 bin kişinin tutuklu olduğunu kaydeden Yazar, devletin KCK ile Kürt'lerden yaklaşık 100 bin kişiyi düşmanı hale getirdiğini söyledi. Demokratik Özerklik taleplerinin sonucunun KCK operasyonları olarak Kürtlere yansıdığını kaydeden Yazar, "Devletin kademe ve kurumları da tıkandı. AKP'nin iktidara geldiği günden bu yana insanlara verdiği umutlar, umutsuzluğa dönüştü. Artık Kürtlerin AKP'den beklentisi yoktur. Arınç'ın 'Kürtçe medeniyet dili midir?' demesi de bunun göstergesidir. Kürtler devlete güvenmiyorlar. Türklere değil. Devlete güvenmiyorlar. PKK ile Kürtler akrabadır. PKK Kürtlerin çocuğudur" diye konuştu. 



Cemal: Acı ve gözyaşlarına gözümüzü kapadık



Yazarın ardından konuşan Gazeteci yazar Hasan Cemal, Cumhuriyet Gazetesi'nin yöneticisi olduğu 1980'li dönemlerde yaşadığı baskıları aktararak, "1980'li yıllarda Kürt sorununda çekilen acı ve gözyaşlarına biz de Cumhuriyet olarak büyük ölçüde gözümüzü kapadık" diyerek özeleştiri verdi. Medyanın Kürt sorunu konusunda sınıfta kaldığını kaydeden Cemal, medyanın köy yakılmalarına, faili meçhullere gözünü kapadığını söyledi. Medyanın bu kırık notlarla dolu karnesinin demokrasinin Türkiye'de ikinci sınıfa mahkum kalmasında da önemli rol oynadığını kaydeden Cemal, "Demokrasi bugüne kadar geri kaldıysa bunun önde gelen nedenlerinden biri medyanın, yazılı basının, gazeteci milletinin bu konuda ihmalkarlığıdır, gözünü kapamasıdır. Kulağını sadece askere ve devlete vermesidir. Ben 1990'lardaki gazetecileri eleştirirken bu konuda kendimi de eleştiriyorum. Medya sınıfta çakarken, o yıllarda benim de karnemdeki kırıklar çoktur" şeklinde konuştu.



'Hukuk sorununu çözmek için Kürt sorunu çözülmeli'



Kürt sorununun barışçıl yollardan çözülmesi için silahla olan bağının koparılması gerektiğine de dikkat çeken Cemal, "Bugün devlet içinde MİT içinde devletin kurumları arasında yaşanmakta olan kaos Türkiye'nin hukuk sorununu apaçık ortaya çıkarmıştır. Türkiye'de hukuk üstünlüğü olmadığı için bunlar yaşanmaktadır. Türkiye'de Kürt sorununu barışçıl çözüm yoluna oturtmadan, Kürt sorununun silah ve şiddetle bağını koparmadan hukuk üstünlüğü olmaz. Bugün Türkiye'de ne yaşıyorsa bunun temelinde Kürt sorunu olarak karşımıza çıkar. Bu geçmişte faili meçhul olarak, Ergenekon olarak çıkar. Bugün de polis içindeki sorun olarak karşımıza çıkar. Hukuk sorunu çözmek için tek çare Kürt sorununu barışçıl yollardan çözmektir" dedi. 



'80'lerdeki genelkurmay brifingleri ile Erdoğan'ın ne farkı var?'



1990'lı yıllarda medyanın sırtını tamamen Kürtlere döndüğünü ifade eden Cemal, "En son Uludere katliamından sonra Başbakan Erdoğan'ın medya patronları ile yaptığı toplantıya gelirseniz 80'lerdeki Genelkurmay'da yaşanan brifinglerden ne kadar farkı var? Bence bir farkı yok. Bugün gelinen noktada 2000'lerin başında, oluşan umutlar bugün yerini kaygılara bırakmış durumda. Bütün bu acıların, akıtılan gözyaşlarının 'Türkiye'de barış umudunun olgunlaşmasına kapıyı açmıştır' diye düşündüm. Düşünmeye devam ediyorum" diye belirtti. Cemal son olarak, MİT yetkililerin ifadeye çağrılmasının da önemli bir kaos göstergesi olduğunu kaydederek, tek boyutlu güvenlik politikalarının devlet içinde kaoslara, savaşlara yol açacağını dikkat çekti. 



Panelin soru cevap kısmında soruları yanıtlayan Öneş, MİT'çilerin ifadeye çağrılmasına ilişkin, bunun bir hukuksuzluk olduğunu ve ancak Patagonya'da olabileceğini söyledi. Öneş, "Bu yaşananlar Türkiye'nin demokrasiye olan ihtiyacını gözler önüne seriyor. Meselenin çok önemli olduğunu görüyorum, toplumca değerlendirmeliyiz" dedi. 


Bu haber toplam 167 defa okundu

Taraf'tan Erdoğan'a: Zorda olan sensin aslanım
Başbakan Erdoğan'ın WSJ'nin Uludere haberi ile ilgili yorumuna Taraf'tan sert bir çıkış geldi.
YAZARLAR