DENGE TV YENİ FREKANS 2012
DENGE TV YENİ FREKANS 2012
DENGE TV YENİ FREKANS 2012
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

'Kemiklerini görmediğim sürece yaşadığına inanacağım'

'Kemiklerini görmediğim sürece yaşadığına inanacağım'
Diyarbakır'da 26 kişiye ait kafatası ve kemiğin bulunduğu JİTEM üssündeki kazılar devam ederken, 18 yıl önce Hani'nin Gümeç (Huri) Köyü'nde askerler tarafından gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan İbrahim Kartay'ın imam nikahlı eşi Salime Çakır DNA testi için İHD'den hukuki yardım talebinde bulundu. Eşinin kemiklerini bulana kadar öldüğüne inanmayacağını söyleyen Çakır, "Ben eşimin akıbetini ömrümün sonuna kadar araştıracağım. Onun kemiklerini görmediğim sürece yaşadığına inanacağım ve onu hep arayacağım. Bundan asla vazgeçmeyeceğim" diyor.
07.02.2012 / 11:05


Diyarbakır İçkale'de yapılan restorasyon çalışması sırasında ortaya çıkan kafatası ve kemikler, 1990'lı yıllarda gözaltına alınıp bir daha haber alınamayanların aileleri için hem acı hem de umut yarattı. Kemiklerin ortaya çıkması üzerine İHD'nin yolunu yeniden tutan aileler biriktirdikleri acılarını bir kez daha paylaşıyor. Umutlarını yitirmeyen binlerce aileden biri olan Hani'nin Gümeç (Huri) Köyü'ne 1994 yılında yapılan bir askeri operasyon sonucu kaybedilen İbrahim Karatay'ın imam nikahlı eşi Salime Çakır, eşinin kemiklerini bulmayana kadar ölümüne inanmayacağını belirtiyor.  

Gümeç Köyü yakıldı

Ağustos 1994'te askerler Hani'nin kırsal köylerine operasyon düzenliyor. Operasyon düzenlenen bu köylerden bir tanesi de Gümeç (Huri) Köyü'dür. Sabah saatlerinde köyün askerler tarafından çembere alındığını fark eden köylüler, diğer köyler gibi kendi akıbetlerinin de ne olacağını az çok tahmin ediyor. Vakit geçmeden yüzlerce asker köyün içine giriyor ve herkes köy meydanında toplatılıyor. Askerler köylülere "Teröre yardım ve yataklık ediyorsunuz. Köyü boşaltın" diyor. O gün yaşananları Salime Çakır şöyle anlatıyor: "Köylülerin direnme şansı yoktu. Çünkü başlarına ne geleceğini biliyorlardı. Daha önce yüzlerce köy yakılmıştı. Evleri ateşe vermeye başladılar. İnsanlar evlerinden sadece bir parça eşya alabildi. Bütün yiyecekleri birikimleri evlerle birlikte yakıldı. Köyün içinde bulunan hayvanlar da tarandı. Hem evlerimizi yakıyorlardı. Hem de geçim kaynaklarımızı kurutuyorlardı." 

'Oğlunu bir daha sorarsan diğer çocuklarını da öldürürüz' 

Evlerin ateşe verilmesiyle İbrahim Karatay da ailesi ile birlikte köyü terk etmeye hazırlanır. Ancak daha sonra evinin daha yanmadığını fark edince kış için evin bodrumunda sakladıkları peynir, salça gibi yiyecekleri kurtarabilirim umuduyla geri dönüyor. Eşi buna itiraz etse de kabul etmiyor. Evinin bodruma girip salça ve peynir gibi gıda malzemeleri evin bahçesine çıkarırken, köyün içinde bulunan askerler tarafından fark ediliyor. İbrahim'in yanına gelen askerler bahçeye çıkardığı peynir ve salça için "Terör örgütüne mü götürüyorsun" deyip Karatay'ı gözaltına alıyor. Köyün çıkışında kayınpederi ile birlikte eşinin dönüşünü bekleyen Salime Çakır'a, köylüler eşinin gözaltına alındığını haber veriyor. Salime Çakır çocuklarıyla birlikte bir başka köye misafir olarak gidiyor. Daha sonra kayınpederi ile birlikte Hani'ye eşininin hakkında bilgi almak için gidiyor. Çakır kayınpederiyle birlikte savcılığa müracat edip eşinden haber alamayınca, bu sefer Hani Karakolu'na başvuruyor. Çakır, Karakolda komutanın kayınpederine "Senin oğlun terörist ama biz onu bıraktık haberimiz yok" dediklerini aktarıyor. İkinci gün kayınpederinin tekrar karakola gittiğini ve oradaki yetkili birisinin kayınpederini silahla tehdit ettiğini söyleyen Çakır, kayınpederinin sağına ve soluna ateş açıldığını ve "Oğlunu bir daha sorarsan diğer çocuklarını da öldürürüz" tehdidinde bulunduklarını belirtiyor.

  

'Aileme haber verin beni öldürecekler' 

Ailenin perişan bir halde Diyarbakır'a geldiğini aktaran Çakır, eşinin kaybolmasından 4 gün sonra da aileden 14 yaşında bir çocuğun araba çarpması sonucu yaşamını yitirdiğini ve ailenin acı üstünde acı yaşadığını söylüyor. Çakır, o günlerde yaşadıklarını şöyle anlatıyor: "Biz Diyarbakır'a gelirken, mecburiyetten 3 aile yani 20 nüfus bir eve yerleştik. Bir yandan İbrahim'in kaybı diğer taraftan 14 yaşındaki yeğenimin ölümü bizi tamamen sarstı. Burada eşimi soruşturmak istedim ancak kayınpederim rıza göstermedi. Çünkü diğer çocuklarımı da öldürecekler diyordu. Çok korkmuştu. Hepimizi öldürecekler bu işi karıştırmayın diyordu başka bir şey demiyordu." Bir ölüm ve bir kayıbı 4 gün içinde yaşadıklarını dile getiren Çakır, aradan biraz zaman geçtikten sonra eşiyle birlikte 8 gün gözaltında kalan birisinden haber aldıklarını aktarıyor. Komşu köylerden birisinin de eşi ile birlikte gözaltında olduğunu ve eşinin o kişiye "Aileme ve akrabalarıma haber ver. Beni öldürecekler" dediğini söyleyen Çakır, ancak söz konusu kişinin başka bir köylü ile kendilerine haber gönderdiğini kaydetti. Eşinden bir daha haber alamayan Çakır, bir komşunun aracılığıyla aileden gizli olarak İHD Diyarbakır Şubesi'ne giderek kayıp bilgisini veriyor. Çakır, yine komşularının yardımıyla JİTEM merkezine ve defalarca cezaevine gidip eşini sorduğunu, ancak hiç bir haber alamadığını anlatıyor.

'Çocuğumun baba hasretiyle yaşayacağını bildiğim için ismini Hasret koydum' 

Salime Çakır, kayınpederinin üzüntüden felç olduğunu ve eşinin kaybettirilmesinden 7 yıl sonra yaşamını yitirdiğini söylüyor. 4 çocuğu olan Çakır, eşinin kaybolduğu gün kızına 6 aylık hamile olduğunu belirterek, "Çocuğumun baba hasretiyle yaşayacağını bildiğim için adını Hasret koydum. Babası kayıpken doğan kızıma bu ismi koydum. Ailem ve yakınlarımız bize yardım ediyorlardı. Bir de 9 yaşındaki çocuğum ayakkabı boyacılığı ve simit satarak aile geçimine katkı sunuyordu. Başka hiç bir gelirimiz yoktu" diye anlatıyor. 

18 yıldır eşinin akıbetini sorduğunu ve araştırdığını anlatan Çakır, bütün girişimlerinin sonuçsuz kaldığını nerede bir toplu mezar duysa başvuruda bulunduğunu, yıllardır bu umutla yaşadığını ifade ediyor. 3 yıldır İHD'nin başlattığı "Kayıplar bulunsun failler yargılansın" eylemine düzenli katılan Çakır, JİTEM merkezinde bulunan kafataslarının kendisi ve kendisi gibi olan aileler için büyük bir umut olduğunu dile getiriyor. Bunu yaşamayan insanların bunun ne demek olduğunu bilmediğini anlatan Çakır, sözlerini şöyle tamamlıyor: "Bizim gözümüzün önünde aldılar sonra yok dediler. Biz nerede diye sorunca da sizi de öldüreceğiz dediler. Bunun nasıl bir duygu olduğunu yaşamayan bilemez. Yıllardır biz öldü mü kaldı mı ikilemi içinde yaşıyoruz. Artık bu duyguyu yaşamak istemiyoruz. Eğer öldürdüyseniz kemiklerini bize verin. Bir mezarı olsun."

  

'Kemiklerini görmeden öldüğüne inanmam' 

Çakır, eşinin akıbeti için yıllardır başvurmadığı yer kalmadığını söylüyor. Çakır kendisi gibi binlerce kişinin aynı acıyı yaşadığını devletin bu insanlara bu kadar acıyı yaşatmasını anlamadığını ifade ediyor. Bu şekilde kendilerinden intikam alındığını kaydeden Çakır, "Ben eşimin akıbetini ömrümün sonuna kadar araştıracağım. Ben onun kemiklerini görmediğim sürece yaşadığına inanacağım ve hep arayacağım. Bu davamdan asla vazgeçmeyeceğim" diyor. 


Bu haber toplam 181 defa okundu

Taraf'tan Erdoğan'a: Zorda olan sensin aslanım
Başbakan Erdoğan'ın WSJ'nin Uludere haberi ile ilgili yorumuna Taraf'tan sert bir çıkış geldi.
YAZARLAR